Hayat insanın üzerine gelmeye başladığında insan şaşaa ve süslü şeyler görmeye ihtiyaç duyar. Ancak, yaşamın normalinde her şey aşırı ve hareketli ise insan sakinlik ve sadelik arar. Kendimize gelmek ve düşünebilmek için toplumsal yaşamın dışında topluma en yaygın olarak sunulanı bulabileceğimiz yer dini yapılardır.
İstanbul’daki yeni Sancaklar Camisi tevazu ve sakinliğin bir ifadesi. Aslında şu sıralar Türk toplumunun yaşadığı modern hayatın, dinamik yapılanmanın ve şaşaanın hareketliliğinin tam tersi. Bunun ötesinde cami kısmen yerin altında. Yine de gün ışığından vazgeçmiyor.
Gün ışığından vazgeçmek ölümcül bir hata olurdu çünkü tanrısal bir ortamda gün ışığının ve ışığın kontrol edilemez dinamizmi çok önemli.
Bir mimari konseptin nedenlerini, malzeme seçimini ve ışığı anlamak her zaman kolay değildir. Düşük maliyetli çözümleri tercih etmemizin nedeni zaten bütçeler değil mi? Hangi malzemenin kullanılacağı binanın felsefesine bağlı değil mi?
Aslında ne o ne bu fikir önemli. Önemli olan hangi ışık ile çalışılacağı. Gün ışığı, dinamizmi nedeniyle yorum için bir hayli oyun alanı sunuyor. İlginç olan ise gün ışığının dinamizminin, hayatın hareketliliği altında ezildiğimizde aradığımız sakinliği sunması. Bu nedenle dini yapılar için mükemmel bir çözüm. Çünkü hayatın sorularına cevap ararken insanoğlunun daha fazla alana ve ilham verici ortama ihtiyacı var.
Işık yol gösterme ve işaretler için tanrısal bir öge. Özelikle yaradılışın arkasında Tanrı’nın olduğunu görenler için. Geri kalanlar için ise ışık, dinamizmi ve sürpriz değişimlerde blokajları çözebilecek veya ilham vermeye başlayan bir öge.